Perspektif Haber
Yakın Doğu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü 2016 mezunu, Uzman Klinik Psikolog Ilgın Çakmak, üniversite yıllarının kişisel ve mesleki gelişimine katkılarını, kampüs yaşamını ve Kıbrıs deneyimini anlattı. Çok kültürlü üniversite ortamının insanı dönüştüren yönlerine dikkat çeken Çakmak, YDÜ’nün kendisi için bir okuldan çok daha fazlası olduğunu vurguladı.
- Yakın Doğu Üniversitesi’nde eğitim görmek size mesleki ve kişisel anlamda neler kattı?
Yakın çevremde her zaman şunu söylerim: 2011 yılında hazırlık öğrencisi olarak okula başlayan Ilgın ile beş yılın sonunda psikolog olarak mezun olan Ilgın asla aynı kişi değil. Bu nedenle YDÜ ailesinin parçası olmanın beni kişisel olarak nasıl etkilediğiyle başlamak isterim.
Yakın Doğu Üniversitesi çok kültürlü bir yapıya sahip. Adalı öğrenciler dışında Türkiye’nin ve dünyanın pek çok farklı yerinden öğrenciye ev sahipliği yapıyor. Bu yapı içerisinde insanın bakış açısı değişiyor, köşeleri törpüleniyor. Daha hümanist, farklılıkları fark eden ve kabul eden, yeni deneyimlere açık, daha kapsayıcı bir dünya insanına dönüşüyorsunuz. Kültür, insan ve deneyim yelpazeniz genişliyor. Tüm bu temaslar insanı daha olgun, içsel olarak daha zengin hissettiren bir noktaya taşıyor.

Mesleki açıdan katkısını ise meslek hayatına başladıktan sonra daha net fark ediyorsunuz. Ben, deneyim yılı benimle aynı olan meslektaşlarımla kendimi kıyasladığımda uygulama anlamında çok daha özgüvenli başladığımı fark etmiştim. Bugün hâlâ üniversite transkriptime baktığımda bunun tesadüf olmadığını görüyorum. Uygulamalı derslerimiz mesleği icra ederken elimizi çok güçlendirdi. Bu noktada gelişim psikopatolojisi dersleriyle uygulamaya dönük yaklaşımıyla Utku Hocama, görüşme teknikleri ve psikodrama derslerinde uygulamaya alan açan Deniz Hocama, psikoloji ve psikopatoloji temelini güçlü şekilde aktaran Ebru ve Mehmet Hocalarıma minnettarım. 2012–2016 yılları arasında hem teori hem uygulama anlamında çok nitelikli bir akademik kadrodan eğitim aldığımı her zaman hissediyorum. Hatta lisans ders notlarım hâlâ kitaplığımın en kıymetli yerindedir.
- Kampüs yaşamını nasıl hatırlıyorsunuz? YDÜ’nün atmosferi size nasıl bir öğrenci deneyimi sundu?
Okula kayıt için ilk gittiğimde içimden “Çok ama çok büyük” demiştim. Fakülteler, dekanlıklar, kütüphane, yurtlar, hastane, müze… Kampüs adeta bir kasaba gibiydi. Özellikle kütüphane binası ve kafesi, kendimi en çok üniversite öğrencisi gibi hissettiğim alanlardı. Hem ders çalışmak hem sosyalleşmek için vazgeçilmezdi.
Kampüs içinde üniversite hastanesinin olması da önemli bir güven duygusu sağlıyordu. Bir yıl yurtta kaldım; o dönem 12. Kız Yurdu’nda. Azeri bir oda arkadaşım vardı ve çok kültürlü yapı aslında yurt odamda başlıyordu. Onun kültürüne ait yemekleri ve kelimeleri öğrenmek çok keyifliydi.
O dönem kafe ve yemek alanlarını biraz yetersiz buluyorduk ama bugün duyduğum kadarıyla bu anlamda büyük gelişmeler var. Şimdi yazarken hukuk fakültesi arka otoparkındaki masalarda ve mimarlık fakültesi duvarında Mr. Brown içip arkadaşlarımla sohbet etmeyi özlediğimi fark ediyorum.

- Üniversite yıllarından unutamadığınız bir anınızı paylaşır mısınız?
Adada geçirdiğim beş yıl benim için eşsizdi. Ancak mezuniyet günü çok özel bir yerde durur. 2016 yılında Fen-Edebiyat Fakültesi birincisi olarak mezun oldum. Bu başarıyı hiçbir zaman hedeflemedim; ilgi, tutku ve sorumluluk bilincinin doğal bir sonucu olarak gelişti. Sabaha kadar eğlensek bile ders kaçırmazdım.
Bölüm başkanım Ebru Hocam fakülte birinciliğini açıkladığında şaşırdığımı hatırlıyorum. Mezuniyet konuşması hazırlamam istendiğinde işin ciddiyetini anladım. Konuşma metnini mezuniyetten birkaç gece önce ağlayarak yazdım. Beş yılla vedalaşmak kolay değildi. Kürsüden indikten sonra arkadaşlarımın, hocalarımın, ailelerin alkışları ve sarılmaları benim için birincilik belgesinden çok daha kıymetli bir anı olarak kaldı. Yorulduğumda hâlâ o kapsayıcılığı ve gururu hatırlamaya çalışırım.
- Üniversitede kurduğunuz arkadaşlıkların bugün hayatınızdaki yeri nedir?
Ben hep şunu söylerim: “Dünyanın neresine gidersem gideyim çalacak bir kapım mutlaka vardır.” Bunun en büyük nedeni Yakın Doğu Üniversitesi’dir. Amerika, Avrupa, Türkiye ve KKTC’de hâlâ iletişimde olduğum yakın dostlarım var. Üniversitedeki ev arkadaşlarımla bağım hiç kopmadı.
Yakın Doğu’da kurulan bağlar çok güçlü. Çok kültürlü sosyal çevre sizi hem insani hem mesleki anlamda “eli kolu uzun” biri hâline getiriyor. Akademik çalışmalarda katılımcı mı lazım, bir Yakın Doğuluya söylemek çoğu zaman yeterli oluyor.

- Mezun olduktan sonra kariyer yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Akademik kariyere adada devam etmek bir seçeneğimdi ancak İstanbul’a yöneldim. Birçok üniversiteyle yüksek lisans mülakatı yaptım ve bu süreçte Yakın Doğu Üniversitesi hocalarımın referans mektupları yolumu açtı. Üsküdar Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansımı tamamladım. Bu süreçte anaokullarında okul psikoloğu olarak çalışmaya ve danışan kabul etmeye başladım.
Şu anda Yıldız Teknik Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü’nde doktora tez öğrencisiyim. Yaklaşık 8–9 yıldır Mia Anaokulları ile çalışıyorum. Ataşehir’de okul psikoloğu olarak başladığım süreç, bugün Emirgan yerleşkesinde okul müdürü olarak devam ediyor. Aynı zamanda aile danışmanlığı programlarında ders veriyor ve aktif olarak danışan görüyorum.
- Kıbrıs’ta yaşamak sizi nasıl etkiledi?
Ulaşım ve aileden uzak olmak zaman zaman zorlayıcıydı. Ancak Kıbrıs bana kendi ayaklarımın üzerinde durmayı, problem çözmeyi, psikolojik esnekliği ve dayanıklılığı öğretti. Bu yönüyle beni hem mesleki hem kişisel anlamda çok güçlendirdi.

- Bugünün Yakın Doğu öğrencilerine ne tavsiye edersiniz?
Ada ve üniversite artık çok daha fazla imkâna sahip. Kulüp çalışmalarına katılın, dilinizi geliştirin, dersleri aksatmayın. Kıbrıs’ın doğasını, tarihini ve kültürünü mutlaka derinlemesine tanıyın. Adalı bir dost edinin ve onların yaşamına temas edin.
Nisan–Kasım arası denize girip bronz gezmenin tadını çıkarın; çünkü çalışmaya başladığınızda bu pek mümkün olmuyor. 30’larının ortalarından sesleniyorum: Üniversite hayatı, hayatın en güzel ve en rahat dönemiymiş. Tadını çıkarın ama sonradan gülümseyerek hatırlayacak kadar dozunda.


/<


