Perspektif Haber
Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) mezunu sinema ve belgesel yönetmeni Ahmet Alan, üniversite yıllarından bugünkü kariyerine uzanan yolculuğunu Perspektif’e anlattı. Akademik donanım, kampüs yaşamı ve Kıbrıs deneyiminin meslek hayatına etkilerini paylaşan Alan, YDÜ’nün kendisi için bir okuldan çok daha fazlası olduğunu vurguladı.
- Yakın Doğu Üniversitesi’nde eğitim görmek size mesleki ve kişisel anlamda neler kattı?
Benim öğrencilik dönemimde İletişim Fakültesi adeta bir “şampiyonlar ligi” gibiydi. Ünsal Oskay, Atilla Türk, Meral Özbek, Nilgün Abisel ve Fevzi Kasap gibi Türkiye’nin iletişim alanındaki en değerli akademisyenlerinden ders almak, mesleki donanımımı çok erken yaşta güçlendirdi.
Eğitimin teorik yönünün yanında, Kıbrıs’ta ulusal televizyon kanallarının fazla olması öğrenciyken kolaylıkla iş bulmamı sağladı. Hem okuyup hem televizyonlarda çalışarak kendimi geliştirme fırsatı yakaladım. Bu nedenle YDÜ benim için yalnızca bir okul değil, iş hayatına ilk adımı attığım yer oldu. Bugünkü kariyerimin temelleri orada atıldı diyebilirim.

- Kampüs yaşamını nasıl hatırlıyorsunuz? YDÜ’nün atmosferi size nasıl bir öğrenci deneyimi sundu?
Kampüs, kültürel çeşitliliğin ve üretkenliğin iç içe geçtiği çok canlı bir ortamdı. Akademik anlamda yoğun bir tempo vardı ama aynı zamanda sosyal açıdan öğrenciyi besleyen güçlü bir atmosfer sunuyordu. Kendinizi hem büyük bir ailenin parçası hem de uluslararası bir kampüsün içinde hissediyordunuz.
- Üniversite yıllarından unutamadığınız bir anınızı paylaşır mısınız?
Unutamadığım birçok anı var ama ilk aklıma gelen Atilla Türk Hoca ile yaşadığım bir olay. Hocamız bana sık sık akademik olarak ilerlemem, mutlaka yüksek lisans ve doktora yapmam gerektiğini söylerdi. Bir gün bilgisayarı bozulmuştu ve kimse çözememişti. Ben de bakmak istedim ve birkaç saat içinde bilgisayarı çalışır hale getirdim. Atilla Hoca çok sevindi ve o ana kadar verdiği tüm akademik tavsiyeyi bir kenara bırakıp şunu söyledi: “Sen boş ver akademik kariyeri, acilen Türkiye’ye dön ve sinema sektörüne gir” Bugün geldiğim noktaya bakınca ne kadar haklı olduğunu görüyorum.

- Üniversitede kurduğunuz arkadaşlıkların bugün hayatınızdaki yeri nedir?
Eşimle YDÜ’de tanıştım. Kendisi de o yıllarda sinema öğrencisiydi. Hem aile hayatım hem de meslek hayatımın temel taşları YDÜ’de şekillendi. Üniversitede başlayan arkadaşlıklar zamanla güçlü dostluklara dönüştü. Benim iki büyük aşkım var: mesleğim ve eşim. İkisi de YDÜ’de başladı. Bu nedenle YDÜ benim için sadece bir eğitim kurumu değil, hayatımı kurduğum yer oldu.
- Mezun olduktan sonra kariyer yolculuğunuz nasıl ilerledi? Akademik kariyere yöneldiniz mi?
Daha öğrenciyken Kıbrıs’taki televizyon kanallarında çalışmaya başladım. Kanal T ile başlayan yolculuğum, Genç TV ve Avrasya TV ile devam etti. Türkiye’ye döndükten sonra ATV, Kanal 24 ve TRT’de görev aldım.
Daha sonra televizyon sektöründen sinema dünyasına geçerek uzun metraj film kurgusuna yöneldim. Bugüne kadar yaklaşık 30 filmin kurgusunu yaptım. Bunlar arasında sanat filmleri ve festivallerde başarı elde etmiş bağımsız yapımlar da var. Zamanla belgesel yönetmenliğine ağırlık verdim. Kültürel miras üzerine projeler ürettim. “Topkapı Sarayı”, “Kubadabat Sarayı” belgeselleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı destekli “Sarıkamış’ın Bilinmeyen Kahramanı: Meryem Atmaca” ve TRT 2’de yayınlanan “Ada’da 500 Yıl” bunlardan bazıları. Bu projede Fevzi Kasap Hocamız da danışman olarak bize destek verdi. Şu anda “Edirne Kırmızısı: Kayıp Rengin Peşinde” belgeseli üzerinde çalışıyorum. Proje TRT Belgesel Ödülleri’nde finalist oldu. Aynı zamanda ilk uzun metraj filmim” Karaca” da yapım aşamasında. Akademik kariyer hep içimde bir ukde olarak kaldı ancak sinema ve belgesel üretimi gerçekten çok zaman isteyen alanlar.

- Kıbrıs’ta yaşamak öğrencilik sürecinizi nasıl etkiledi?
Ada kültürü insana kendine zaman ayırmayı öğretiyor. Yoğun iş temposunda bile nefes almayı, dengeli yaşamayı Kıbrıs’ta öğrendim. Öğle siestasından hafta sonu kebap kültürüne kadar birçok alışkanlık hayatıma orada girdi. Ada insanının sakinliği, karşılaştığım her duruma daha yapıcı yaklaşmamı sağladı.
- Yakın Doğu Üniversitesi’nde okuyan öğrencilere tavsiyeleriniz nedir?
Üniversite yılları bir daha geri gelmiyor. Bu yüzden hem kariyer temellerini sağlam atmalarını hem de Kıbrıs’ın gündelik yaşamının içine karışmalarını öneririm. Bir kültürü yaşayarak tanımak, ona dışarıdan bakmayı öğretir. Türkiye’ye döndüklerinde farkında olmadan kazandıkları bu bakış açısının ne kadar değerli olduğunu görecekler. Eğitimlerini verimli kullansınlar, Ada’nın sunduğu olanakların farkında olsunlar ve elbette bol bol eğlensinler. Çünkü Kıbrıs’ta eğlence kültürü gerçekten kendine has ve tadını çıkarmaya değer.


/<


