Perspektif Haber
Yakın Doğu Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Araştırma ve Uygulama Merkezi (TOCAM) ile YDÜ Atatürkçü Düşünceyi Geliştirme Kulübü (ADGK), 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında “Kadın Olmak: Bizim Hikayemiz” başlıklı panel düzenledi.

Panelin açılışında konuşan YDÜ Rektörü Tamer Sanlıdağ kadınların yaşamın, emeğin, insanlığın ve demokrasinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. Sanlıdağ, “Kadınlar insanlığın ortak geleceğini şekillendirir. Savaşların yaşandığı coğrafyalarda en ağır yükü kadınlar taşır. Hem din hem de hak ve özgürlük kısıtlamalarıyla karşı karşıya kalıyorlar. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği hâlâ toplumda bir engel olarak karşımıza çıkıyor. Kadınları güçlü toplumlar daha adil, daha üretken ve daha güçlü kılar” dedi.

TOCAM Başkanı Doç. Dr. Ayça Demet Atay da konuşmasında, 8 Mart’ın bir kutlama günü olmadığını belirterek kadınlara verilen toplumsal rollerle ilgili ön kabullerin sorgulanması gerektiğini dile getirdi. 2025 yılında KKTC Merkez Cezaevi’nde eğitim çalışmaları yapıldığını, Lefkoşa Türk Belediyesi Kadın Sığınma Evi ile iş birliği protokolü imzalandığını hatırlattı. Ayrıca TOCAM’ın, önümüzdeki dönemde tezli yüksek lisans programı açmayı planladığını duyurdu. Atay, ana akım medyadaki cinsiyetçi ve ayrımcı söylemlerin kadınlar için hak ihlali yarattığını vurguladı.

ADGK Başkanı Zafer Özbir ise Atatürk, Sabiha Gökçen, Nene Hatun ve Zübeyde Hanım’ın sözlerinden örnekler vererek Türk kadınının tarih boyunca edilgen değil, kurucu ve öncü bir rol üstlendiğini vurguladı. “Daha düne kadar medeni ülkelerin çoğunda kadın hakları yoktu. Emeğin kutsal değer olduğu anlatılmadıkça geleceğimiz karanlıktır. Türk kadının yeri omuzlar üzerindedir” ifadelerini kullandı.

Panel, Yrd. Doç. Dr. Tijen Zeybek’in moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Konuşmacılar arasında KKTC Merkez Cezaevi psikoloğu Hazar Topal, Lefkoşa Türk Belediyesi Sosyal Hizmetler Şube Amiri Sibel Demirpençe, akademisyenler Prof. Dr. Özen Aşut ve Prof. Dr. Nur Köprülü yer aldı. Sohbet toplantısı şeklinde geçen etkinlikte, konuşmacılar kadınların yaşadığı ayrımcılığı fark ettikleri dönemleri anlattı.
Hazar Topal, mesleğe başlayıp erkeklerle çalışınca kadınlara yönelik ayrımcılığı fark etmeye başladığını söyledi. 2018 yılında 21 yaş altı mahkumlarla senaryosunu mahkumların yazdığı bir tiyatro oyunu oynadıklarını ve kermes düzenlediklerini aktaran Topal, bu süreçte mesai arkadaşlarının kendisine bunu yapamayacağını söylediğini, ancak tüm olumsuz değerlendirmelere rağmen çok güzel bir çalışma yaptıklarını anlattı.
Prof. Dr. Nur Köprülü, doktora eğitimi sırasında Orta Doğu hakkında bir söyleşiye gittiğinde, program başlamadan önce bekleme salonunda çalışanların, programda konuşacak kişiyi erkek beklediklerini söylediğini ifade etti. Kadınların güçlü olduğu bir ailede büyüdüğünü, gazeteci ve diplomat olmayı istediğini ama erkeklerin bu işleri yaptığını görünce çekindiğini dile getirdi.

Sibel Demirpençe, lise yıllarında Duygu Asena kitapları ve babasıyla yaptığı kadın hakları konusundaki konuşmaların kendisini etkilediğini söyledi. 20 yıl mühendislik yaptığını ve hep erkekler arasında çalışınca kadın olmanın zorluklarını ilk olarak burada fark ettiğini belirtti. Demirpençe, kadınların üretime katılmak istediklerini ve bir proje ürettiğinde gözlerdeki ışığı gördüğünü ifade etti.
Prof. Dr. Özen Aşut, tıpta kadının varlığının 18. yüzyıl sonlarına kadar olmadığını, kadınların tıp eğitimi almasına izin verilmediğini ve Orta Çağ’da şifacı kadınların cadı olarak yakıldığını hatırlattı. Kadınların tıp eğitimi konusunda ancak 1970’li yıllarda erkeklerle eşit hale geldiğini ifade etti.
Panelin sonunda, katılımcılara günün anısına belge takdim edildi.







/<


